|
Evin-cicek
|
Kürtlerin soykırıma uğratılmalarının tarihsel
süreclerinin doğru değerlendirilebilinmesi için, o dönemlerin
devlet politikalarının, Osmanl-Kürt ilişkileri tarihinin
derinlemesine incelenmesi gerekir. Biz Kürtler açısından bu
gereklilik iki nedenden ötürü zorunludur; birincisi; 1514’de
Müslüman-Sunni Kürt aşiretlerinin, Yavuz Sultan Selim’le
kurdukları ittifak sonucu öldürülen 700.000
Kürt-Zerdüşt-Kızılbaş’ın neden, niçin ve hangi amaçlarla
katledildikleri ortaya konulmalı. Amaçlar, nedenler objektif
olarak ortaya konmadıkları sürece, bu başlangıcı takip eden daha
sonraki süreçler ve Kürt tarihi analiz edilemeyecektir.
Osmanlı yönetim taktiği kavranmadan, 1832’den
1846’ya kadar, 150.000 Kürt-Êzdîyi, Kürt-Hiristiyanı, Hiristiyan
inancına sahip olan bölgedeki insanları katleden Cîzîra Bohtan
beyi Bedirxan Bey’in sahip olduğu dünya görüşü, kendi ırkına ve
diğer ırklara, kendi dini inancına ve diğer dini inançlara
yaklaşımı anlaşılamaz. Objektif olarak değerlendirilemez. Gerekli
sonuçlar çıkarılamaz. |
|
|
Uzun zamandan beri eyalet valileri baskıları
sürdürüyorlardı. Bu baskılar sonucu pek çok erkek ve kadın
boğazlandı. Çocuklar, ailelerinden koparılıp, alındılar. Bu
çocuklar, Müslüman okullarında İslam’ı kabul etmeleri için
eğitildiler. Genç kızlar ise köle gibi satıldılar. Bunun içindir
ki, sürekli olarak Osmanlı haremlerinde güzel Kürd-Êzdî kızlarına
rastlanır. |
|
Joachim Menant, Cîzîra Bohtan Beyleri olan
Bedirxan’ların egemenlikleri altındaki alanlarda, Êzdî dini
inancına mensup Kürtler'in 1840’taki sayılarının 200.000 olduğunu
vurguluyor. 1890’a gelindiğinde ise sayının 50.000’e indirildiğini
açıklıyor. 50 yıl içinde doğumlar dahil nüfus oranının 200.000'in
çok üstünde olması gerekirken, sayının 50.000’e inmesi Bedirxan
Bey’in Kürd nüfusunu yok etme pratiğinin kanlı bir sonucudur. Bu
yok etmede hedef olarak sömürgeciyle ilişkileri iyi bir tarzda
yürütme amaçlandığı gibi, farklı yaşama hakkı tanınmama anlayışı
da damgasını vurmaktadır.
Joachim Menant, Müslüman olmayan Nasturiler'in güç
kullanılarak din değiştirmeye zorlandıklarını belirtiyor. Kürd
yurtseverleri olarak Kürdistanlılara anlatılan, tanıtılan
Bedirxanların, farklı inanca sahip olanları yok etme eylemlerini,
bu eylemlerin sonuçlarını genişçe ele alıp anlatıyor. Tîyar,
Gelîyê Tîyar (Tîyar Vadisi) Colemerg-Hekkari’nin güneyi Zap
bölgesidir.
" 1832’de,
Bedirxan Bey, savunmasız 120.000 Êzdî’yi katletmiştir.
[....] Uzun zamandan beri eyalet
valileri baskıları sürdürüyorlardı. Bu baskılar sonucu pek çok
erkek ve kadın boğazlandı. Çocuklar, ailelerinden koparılıp,
alındılar. |
|
|
Bu çocuklar, Müslüman okullarında İslam’ı kabul
etmeleri için eğitildiler. Genç kızlar ise köle gibi satıldılar.
Bunun içindir ki, sürekli olarak Osmanlı haremlerinde güzel
Kürd-Êzdî kızlarına rastlanır.
[....] Êzdî’ler bu baskılara maruz kalırlarken,
Yahudiler ve Hıristiyanlar da paylarını aldılar.
Nesturiler; Kürdistan toplumunun önemli bir
kısmını oluşturuyorlar.
[....] Musul, bir asırdan beri bağımsız Kürt
paşaları tarafından yönetildiği için bu paşalar, bu dinen farklı
olan kesimlerden zorla, acımasız bir şekilde vergi topluyorlardı.
Topladıkları bu vergileri de Osmanlıya, Bab-ı Ali’ye veriyorlardı.
Bundan dolayı pek çok isyan çıktı. Paşaların bir kısmı
öldürüldüler.
Çıkan isyanlar sonucu bölgedeki son Kürt Osmanlı
Padişahı, Konstantinopolis’e çağrıldı. Bunun üzerine Musul,
Müslüman ve Müslüman olmayan kesimler olarak ikiye bölündü.
[....]Bu kez Giritli olan Muhammed Paşa,
Sincar’lı Êzdî Kürtleri, vergilerini geciktirdiler diye katletti.
Katliam korkunçtu. Yüzlerce Êzdî öldürüldüler. Bir kısmı da şehre
getirildiler. Onların, hem kulakları kesildi, hem de şehrin
kapılarına çivilendiler. Bu şiddet ve baskı Müslüman olmayan
Hıristiyan, Yahudi ve Êzdî’ler arasında hiç bir farkı gözetmiyordu.
Bunlar aynı sürünün koyunlarıydılar.
Giritli Muhamet Paşa kendi tahsildarlarına
geleneksel emirler veriyordu. “G it,
tahrip ve talan et.” Ajanları da verilen emirleri sadakatle yerine
getiriyorlardı. Böylece Bab-ı Ali nezdinde aşiretlerin
şikayetlerine rağmen prestijli bir kişi olarak kalıyordu.
[....] Muhamet Paşa, Êzdî katliamlarını
bitiremedi. Çünkü Sincar bölgesinde onları yenemedi. Kendisine
tabi kılamadı. Bu kez Rewanduz Kürtlerinin beyi, bu katliamları
yapan paşaların pratiklerini aşmak, daha fazlasını yapabilmek için,
yeni katliamları, yeni baskıları hazırlıyordu.
[....]Bedirxan Bey, Bohtan kürdlerinin bağımsız
şefiydi. Habur ve Dicle ırmakları arasına yerleşik olan bu
bölgeden Bab-ı Ali’ye her yıl 25.000 altın ödüyordu. Kürdistan’da
büyük etkisi olan bir aileye mensuptu.
[....] Êzdî topluluklar, diğer mezheplerle
birlikte, özellikle Nesturi’lerle, Şêxan bölgesin de terk
edilmişler, dağılmışlardı. Bedirxan Bey, Êzdî’lere ve Nesturi’lere
karşı baskılara devam etti.
[....] Tixma’da, Êzdî’lere ve Nesturi’lere karşı
savaş ilan edilmişti. Savaş başlamak üzereydi. Ramazan orucu
nedeniyle de ertelenmişti. Bu arada ingiliz Layard, Kuzey Musul’a
bir ziyaret yapmak üzereydi. O, Behdînan bölgesinden geçerken,
daha önceki Kürd saldırı, işgali sırasında Lizan ve Asheetha
köylerinin Kürtler tarafından korkunç bir şekilde tahrip
edildiklerini gördü.
Layard üst bölgelere çıkmak istiyordu. Tixma
bölgesi sıra dağlarına çıkmaya karar verdi. Yol oldukça korkuluydu.
Kurumamış sel yatağını, keçiler ve ayılar zor gezebiliyorlardı. O,
kendisini karşılamaya giden bir Kürd gurubunu gördü. Başlarında
Hekkari bölgesi Kürt valisi Nurullah Bey vardı.
Nurullah Bey’in, yaptığı korkunçluklar meşhurdu.
Nurullah Bey, 1837’de, Erzîrom’dan yola çıkan, Van gölünden geçip,
Van bölgesin de taşlar üzerinde yazılmış olan yazıları tespit eden
Schultz’u öldürtmüştü. O, Schultz’un maddenleri keşfedip, türklere
bildirmekle görevli olduğunu, görevlendirildiğini, bundan dolayı
da kendisini öldürttüğünü açıklıyor.
Schultz, arkeologdur. Van’a geliyor. Orada bir
vadide üstünde Akkirpi yazılı büyük bir taş yazıtı buluyor. Taş
gizemli olarak bir mağaranın kapısındadır. Mitolojiye göre, o
magara, devlerin yaşadıkları büyük şehrin giriş kapısıdır. Orada
ancak cehenemlik devler ve ruhlar yaşar. Onlara ulaşmak için
kapıyı açmak gerekir. Kapıyı açmak içinde, bu esrarengiz yazıları
çözmek lazım. Ülkedeki Hıristiyanların anlatımlarına göre St-Jean
bayramının yedinci gününü beklemek gerekir. O gün kapı kendi
kendisine açılır. Öten bir horozun sesi dinlenilir. O zaman
tehlike aşılır. Eğer horoz ötmezse, o zaman her şey kaybedilir.
Schultz’un bu konuyu ele aldığı yazısı “Journal
Asiatique d’avril, mai, juin 1840 ”
da yayınlanır.
[....]Amerikalı misyoner Dr. Grant, 1842 yazında,
Nurullah Bey’in denetiminde olan Berwarî alanın da, önemli
köylerden olan Asheetha’da, bir okul kurmak istiyordu. Bu okulu
kurmak için yetki almak gerekiyordu. Yetki alındı. Dr. Grant,
bölge de kalıp, yapım çalışmalarını gözlüyordu. Yapım yavaş
ilerliyordu. Dr. Grant, Tîyarî alanındayken, yanında Amedîye
keşişi Yoseph Mutran ve bir başka din adamıyla birlikteydi. Orada
Mar Shimoun’un, uzun bir konferansı vardı. Konferansın konusu
Nesturileri, Amerikan misyonerlerinden ayırmak ve onları
Katolikliği kabul etmeye yönlendirmekti.
Dr. Grant’ın kurduğu inşaat, 250 odayı oluşturan
ve oraya Nesturilerin sığınmalarını sağlayan bir yer oluyordu.
Bunun için Bab-ı Ali’ye haber verildi. Bab-ı Ali bu çalışmaların
durdurulmasını buyurdu. Bunun üzerine Bedirxan ve yanın da eski
Amedîye valisi İsmail Paşa olmak üzere Berwarî sınırlarına doğru
yürüyordu. Bütün kürtlerin kendisine katılmalarını ve bu ara Mar
Shimoun’a da bir mesaj göndererek, Mar Shimoun’un da kendisine
katılmasını istedi.
Nesturilerin patriki olan Mar Shimoun, Bedirxan
Bey’in emrine boyun eğdi, ama Osmanlı Padişahı Muhamed Paşa’ya da
haber verdi. Bu girişim, kürdleri şikayet etmekti.
[....]Bunun üzerine Kürtler, Amerikalılar
tarafından kurulmuş olan inşaatı elegeçirdiler ve onu bir şatoya
dönüştürdüler. Zînêr Bey, şatoyu 400 Kürdle işgal ediyordu. O,
Tîyarî’de büyük korkunçluklar yapıyordu. Nesturiler, bu
korkunçluğa belli bir süre tahammül ettiler.
Nesturiler, büyük Zap’ın batısındaki Kürd
aşiretlerinin yardımıyla Ekim 1842’de, oradaki garnizona saldırıp,
30 askeri öldürdüler. Burayı 6 gün ellerinde tuttular. Kürdler,
orayı boşaltmaya giderlerken, Bedirxan Bey tarafından gönderilen
200 süvariyle birlikte Nesturileri, kadın, çocuk, erkek
gözetmeksizin katlettiler.
[....]Konstantinopolis’e haber gönderildi.
Konstantinopolis’den, bölgedeki Osmanlı Paşa’sı
Muhammed’e emirler verildi. Muhammed Paşa emirleri yerine
getirmeye başladı. 45 Nasturi esiri, İngiltere Başkonsolosluk
yardımcısına teslim etti. Ayrıca Cîzre’de yüze yakın Nasturi esir
vardır. Bedirxan Bey, Muhammed Paşa’ya; “Bunlar din
değiştirmedikçe, İslam’ı kabul etmedikçe, kendilerini hiç kimseye
teslim etmem.”cevabını verdi.”(1)
Bedirxan Bey Osmanlı'ya bağlıdır. Osmanlının
istemlerini yerine getirir. Farklı inançlara sahip olan insanlara
kendi toprakları üzerinde yaşama hakkı tanımaz. Onları din
değiştirmeye zorlar. Özgürlüklere karşıdır. İslam olmak
istemeyenlerin bütün ürettimlerine, ürünlerine vergi adı altında
el koyar. Osmanlıyı beslemek için yerel insanları “ya ölüm, ya aç
kalmayı yeğleyerek istenilen tüm vergileri verme” seçenekleriyle
başbaşa bırakır. Bu Kürt Mîr’i, Bedirxan Bey’ki Osmanlının
istediği yıllık vergileri vermek için bölge insanını fazlasıyla
zorlar, zulüm uygular, adaletin kriterlerini bilmez, insanları
yargılar, kendisi de osmanlı tarafından yargılanır. Osmanlı’ya
yenilip, 200 askeriyle birlikte Yunan adasına sürülür. Özgürlük
karşıtı bu şahsiyet kendi özgürlüğünü de savunamayacak duruma
düşer.
Kendisi Kürdistan’da hizmet sunduğu Osmanlı
imparatorluğu’nun adadaki esiridir. Osmanlı egemenliğini kabul
etmeyen Yunanlıların Osmanlı'ya karşı ayaklanmalarını bastırır. Bu
gelişme sonucu saray tarafından kendisine Konstantinopolis’de
gözetim altında yaşama hakkı verilir. Kendisi tutsaktır. Osmanlı
sömürgeciliğini kabul etmeyen Helen halkına yaklaşımı ruhi
durumunu ele verir. Osmanlı-Kürd beyi ilişkilerini yeterince
açıklar.
Joachim Menant’dan yaptığım alıntılar, ayrıca
Bedirxan Bey’in sürgün sürecindeki pratiği, Osmanlının ta baştan
beri kullandığı Müslüman-Kürt aşiretlerine yönelik imparatorluk
politikasının bir sonucudur. Osmanlı diğer halklardan devşirdiği
paşa ve askerlere kırım yaptırdığı gibi bu konuda Kürd beylerini
de kullanıyordu. Giritli Muhammed Paşa’nın Kürdistan’da
görevlendirilip, halklara zulüm uygulaması, Bedirxan Bey’in
esirken Helen halkına karşı Osmanlı'yı savunması, beyinlerin işgal
edilişini, bedenlerin esir alınışını açıklamaya yetiyor.
Osmanlı'ya kadro yapılan, devşirilen bağımsız davranamıyor.
Osmanlı'da sömürgeleri yönetme politikası; aynı
bölgelerde yaşayan komşu halkları, farklı ırklardan, dinlerden
aşiretleri, Osmanlı'nın özel olarak görevlendirilmiş ajanları
aracılığıyla birbirleriyle kavgalı hale getirtme, birbirleriyle
uğraştırma, çarpıştırtma, güçten düşürme, sürme ve rahatlıkla
denetim altında tutmadır. Kürdler, sosyolojik yapılarından,
kültürel durumlarından dolayı Osmanlı'nın sömürgeleri yönetme
politikalarına alet olmuşlardır. Sadece Osmanlı'ya karşı çıkışı
ele alınan Bedirxan Bey’i farklı olanlara yaklaşımlarıyla görmek
gerekiyor.
Bedirxan Bey’in torunlarından Emir Kamuran
Bedirxan Bey, 7-10 Aralık 1946’da, Thomas Bois’la görüşür. Paris
Kürt Enstitüsü tarafından, Şubat 2000’de yayınlanan anılarında, " Ben
Bedirxan Bey’in torunuyum. Başkenti Cizre-İbn-Amar olan Bohtan
suyu ile Dicle arasındaki Bohtan bölgesine hükmeden bir ailenin
çocuğuyum. Dedem 1821’de, Bohtan Prensi olarak ilan edildi. Onun
tutkusu Kürdistan’ın bütün farklı parçalarını birleştirmek ve
bağımsız bir Kürdistan yaratmaktı. Dedem bütün hayatı boyunca
verdiği mücadelelerle bu amaca ulaşmak için karakterize edilir.
Ama 1847’de, Osmanlı ordusu tarafından mağlup edilir. Ondan sonra
Candie’ye sürgün edildi. Oradan sonra 1868’de Şam’da öldü. Büyük
dedemin 14 eşi ve 90 çocuğu vardı. Ölürken 42 çocuğu halen
yaşıyorlardı. Bunların 21’i kız, 21’i erkekti."(2)
Kürt prensi, dedesinin Êzdî Kürtleri ve
Nesturileri kıyıma uğrattığını anlatmaz. Yapılanları bilmemesi
mümkün değil. Dedesinin, 200 askeriyle birlikte Osmanlı tutsağı
iken Yunan halkının ulusal kurtuluş hareketini nasıl, hangi amaçla
bastırdığını, bu bastırmadan dolayı Osmanlı padişahı tarafından af
edilip, 1860’da Konstantinopolis’e çağrıldığını açıklamaz.
Osmanlı İmparatorluğu padişahı ve İslam
Halife’si olan kişi, emir verme yoluyla, Müslüman olmayan halkları
katlettirir. Bu politikasında, bazı Müslüman-Sunni Kürt
aşiretlerinin kullanır. Bu aşiret liderlerinin işledikleri
cinayetleri genelleştirip, suçları 'bir ulusa mal etmek' doğru bir
değerlendirme olmaz. Objektif bir bakış da değildir. Bu yaklaşım,
soykırımların gerçekleşmelerini sağlayan imparatorluk politikasını
ve bu politikanın yaratıcılarını, uygulayıcılarını, temsilcilerini
gizleme ve aklama anlamına gelir.
Bugün farklı dini inançlardan olan Kürdlerin
birbirlerini sevmeleri öldürülmelerine neden oluyorsa, bu
eylemlerin geçmişten gelen güvensizlikten, sevgisizlikten,
katliamlardan beslendiklerini iyi bilmek gerekiyor.
Nesturilige gelince; 1818’de, Giuseppe Campanile
adlı bir İtalyan bilgini « Storia Della Regione Del
Kurdistan-Kürdistan Din Tarihi » adlı bir kitap yayınlar.(2)
Hıristiyan Kürtler bu kitapta, VI.cı bölüm de
ele alınırlar. Onun anlatımlarıyla o günkü Kürdistan, dini
inançlar, halklar; “ Özel
olarak Kürdistan’da, Behdînan, Bohtan ve Şambo prensliklerinde çok
sayı da Hıristiyan vardır. Bu Hiristiyanlar üç prenslikte yaşarlar.
Yönetim, onların ibadetlerine temkinli olarak rıza göstermiştir.
Yoksa onlar, Türk yönetimine başkaldırırlar.
Bu üç bölge de 24.000 köy Hıristiyandır.
1.340.000 Hıristiyan Kürd vardır. Baban, Soran, Qereçolan ve
Bîlîs’e yakın alanlarda da az miktar da Hıristiyan Kürd vardır.
Hıristiyan Kürtlerin hepsi aşağı yukarı Nesturidirler. Bir kısmı
Yakubidir. Diğerleri ise geleneksel olarak batıl Ewtuşî, çok
tanrılı dindendirler.
Katolik olan Ermeniler de varlar. Bunlara
Mesîhî-Mehdiciler deniyor. Mesîhîlerin sayıları gittikçe artıyor.
Avrupalı Hıristiyanlar oraya gelip, onları dini eğitime tabii
tutuyorlar. Ben şahsen 10 köy de dini pratik yaptım. Uvassad,
Tell-Kabin, Şax, Mar-Jako, Pêşxabur, Serê-Aurê, Bêdar, Şeraneş,
Apciin ve Dezi köylerinin sakinlerini Katolik yaptım.
Nesturiler ve öteki Kürd Hıristiyanlar ; bu
bölgedeki Nesturiler o kadar saftırlarki, neye inanacaklarını,
neyi reddececeklerini bilmiyorlar. Nestorius üstüne yeterli
bilgileri yoktur. Üstelik onun doktrinini yorumlamaya, yargılamaya
muktedir de değildirler.
İnsanlar, eskilerden öğrenilmiş kaba öyküler ve
rahiplerin kendilerine ezberlettikleriyle yetinmişlerdir. Onlar,
olaganüstü düş ve imgelerle düşündüler. Yazdıkları çok azdır.
Sözlü aktarma gelenegi egemendir. Halk, rahiplerin, kendilerine
anlattıklarına körü körüne inanmıştır. Rahipler de en az o kadar
bilgisizdirler. Ne egitim görmüşlerdir, ne araştırma yapmış, ne de
egitilmişlerdir. Kısacası bu sefalet olmadan sefaleti yaşayan,
yani esirgemeden, esirgeyip bagışlayan pratiğin karşıtı bir inanç
pratiği.
Ermeniler, sayılamıyorlar. Az oldukları
söyleniyor. Bu bölge de sayılarının ne kadar olduğunu açıklamak
her zaman güçtür. Çünkü nüfus sayımı yapılmıyor. Bu durum, bu
çağdaki Kürdistan için de geçerlidir. Avrupalı gezginlerin
taşıdıkları rakamlara göre Nesturilerin çoğu Katoliktirler.
Nesturiler de, bir aile de, hem çok tanrılı dini kabul eden, hem
de Katolik olan bireylere rastlamak mümkün.
Bir aile de iki dinin varlığına
rastlanabiliniyor. Yani Nesturilerin bir kısmı eski dini
inançlarını devam ettirirken, bir kısmı Katolik olmuştur.
Çolamerig’e( Qoçan) denilen yere yakın olan bir manastır da her
zaman patriğin adı « Mar-Şimon veya Simon » olarak geçiyor.
Mar-Şimon’a bağlı 5 rahip var. Bunlardan Raban
Hormez yarım saat uzaklıkta, eski Ninova sınırın da, Alqoş’a yakın
olan bu alana Mar-Elyas adı veriliyordu. Son patrik ve hukuksal
yönetimi Raban Hormez’den çıkarılarak, Diyarbakır şehrine
yerleştirilmişti.
Kürdistan’da ve Mezopotamya’da, dini falliyetini
sürdürüyordu. Bunun dışın da, İran’ın iki farklı bölgesin de,
Hindistan’da görev yapmak için mahiyetin de 13 tane rahip
bulunuyordu. Nesturiler de dinsel görev soydan geçimle
gerçekleşiyor. Bu geçim babadan, oğula değildir. Dayıdan, yeğene
geçiş yapılır. Anasoy takib edilir. Ya da aileye daha yakın olan
bir kişiye görev verilir.
Bazen boş olan rahip kadrolarına patriğe teslim
edilmiş olan çocuklardan birine 12 yıl sürece dini görev
verilebilinir. Aynı şeyi Kaldeli Katolikler de de görülür. Fakat
sonuç da ben bu zinciri kırmayı başardım. Zira bu her bir
Hıristiyan için yararlı olan birşeydi. Et yemek yasaktır. Bir
yasaya göre onlar yiyeceklerini kendileri tayin ederler. Bu da
insan onurunu uzun süre sayğınlıkla taşımalarına olanak tanır.
Mar ; aziz demektir. Doğu’da bu adı patrike
verirler. Ama şimdi herkes kullanıyor. İlk defa bu kavram
Nesturiler tarafından papayı hor görmek için keşf edilmiştir.
[....] Hıristiyanlar, bu yönüyle bilgisizdirler.
Rahipleri ise normal şeyleri bilirler. Ayin de duaları bile zor
okurlar. Doğrudürüst okuma-yazma bilen sayısı azdır. Onlar daha
eski çok tanrılı dinin fantezilerini yaşıyorlar. Halkı
egitecekleri yerde, onlar çeşit, çeşit meslekler üretirler.
Çalışırlar, bağ bozunu yaparlar, ürün alırlar, sürüleri otlaklar
da otlatırlar, kilden vazolar yaparlar, sepet örerler, berberlik,
terzilik, dokumacılık, keçecilik, ticaret vb. yaparlar.
Nesturiler, Kalden türü ayinler yaparlar. Sadece
mesihi anarlar. Bu ibadet biçimi, pratik Süryaniler de yoktur. Bir
Yakubi kendisine batıl inançlı biri diye hitap edilmesinden çok,
Katoliklerin yaptıkları gibi Süryani olarak çağrılmayı tercih
eder. Nesturiler, çarşamba ve cuma günleri güneş batar batmaz et
yerler. Çok tanrılı olan Ermeniler de varlar. Bunların sayıları
azdır ve dik kafalı, inatçıdırlar. Kürdistan’da, Ermenilerden, bir
tek Katolik yoktur, bulamazsınız.
Bu bölgeler de ayinler de övgü farkları yoktur.
Mesela bütün oruç süresi boyunca bir Süryani Katoliğin Pazar günü
balık yemesine izin verilir. Ama bir Kaldeyen-Kildanî için
yasaktır. Keldaniler her gün et yiyebilirler. Doğulu Hıristiyanlar
Cumartesi günü et yerler. Çarşamba günü perhiz yaparlar. Paskalya
bayramın da, Çarşamba ve Cuma günleri et yemek yasaktır. Türklerin,
yahudilerin, putperestlerin karışık oldukları bir ülke de,
yiyeceteki bu ayırım bir sıkandaldır. Bir dinin diğerini hor
görmesi aracıdır.»
Nesturiler; Kürdistan’da, Mazdeizm ve Zorastrizm
(Zerdüştçülük) geleneginden ayrılarak, Hiristiyanlığı kabul
edenlerdir. Anlatıldığı gibi geçmiş ve yeni iç içe geçmiştir.
Yeniyi geçmişe ve yaşam tarzlarına göre ayarlamışlar, kabul
etmişler.
Nestorius; İ.S.385’de, Commagene’de doğmuştur.
Nestorius, İ.S.428’de Konstantinopolis’de, patrik olur. Buna
rağmen savunduğu düşünceler içinde şekillendiği toplumun eski
dininin düşünceleridirler.
Hiristiyan kilisesi ortamın da, o dönem tartışma
doğmalar etrafında gelişir. Örneğin; Meryem Ana, Tanrı’nın (Theotokos)
annesi midir? Yoksa insanın (Anthropotokos) annesi midir?
Nestorius, İsa’nın annesi (Christokos) olduğunu söylüyor. Bu
görüşü kabul ediliyor. Daha sonra Nestorius, « Tanrı’nın
kendisini doğuran bir kadın annesi olamaz. Hz. İsa insan gibi bir
Tanrı’dır.” diyor. Bu görüş kilise çevresinde tepkiyle
karşılanıyor.
Doğu hakkında bilgisi olan Jean Cassien adlı
Marseille’li bir keşişin hazırladığı rapor üzerine Ephesos’deki (Efes)
40 kişiden oluşan bir rahip heyeti Nestorius’u yargılamak ister.
Heyet zorlukla toplanır. Nestorius duruşmaya katılmaz. Bunun
üzerine papa Celestine, Nestorius’u mahküm eder. Nestorius,
cezasının 5 yılını Antioch (Antakya) manastırın da, bir zindanda
geçirdikten sonra Mısır’a geçer. Orada İ.S. 450’de ölür.
Nestorius’un ölümünden sonra Nesturicilik,
Hiristiyanlıktan kopmuş bir akım gibi gelişir. Babaeus-Babowai,
Netorius’dan sonra din okulunu Nisibi’ne (Nusaybin) nakleder.
800’e yakın dinbilim öğretisini gören öğrencisi olur. Roma
İmparatorluğu’na, Roma’daki papalığa bağlı kalacağına, Fars
İmparatorluğu denetiminde yaşamayı tercih eder. Bundan dolayı
Babowai hakkın da İ.S.484’de idam kararı verilir.
Kaynak:
Les Yézidiz, Episodes de L’Histoire des
Adorateurs du Diable, Editeur;Ernest Lerouz, 28, rue Bonaparte,
1892, Paris, s.47, 188, 164, 165, 167, 169, 172, 173, 174,175,
177, 183, 185
Etudes Kurdes-No;1, Fêvrier 2000, s.76
3-Storia Della Regione Del Kurdistan-Kürdistan
Din Tarihi, Napoli, Dalla Stamperia de Fratelli Fernandes, Strada
Tribunali, No ;287, 1818
|
E-mail-ahsason@hotmail.com
|
|